Açık alanlar; ister bir evin terası, ister bir kafenin dış bölümü, ister bir işletmenin müşteri karşılama alanı olsun… Her zaman mekânın en keyifli, en sosyal ve en çok vakit geçirilen bölümleridir.

Bu iki unsur kontrol altına alınmadığında, en estetik biçimde tasarlanmış bir mekân bile birkaç dakika içinde işlevini yitirebilir. Aşırı ısınma, göz kamaşması ve rahatsız edici parlaklık, insanı uzaklaştıran huzursuz bir atmosfer yaratır; kimi durumlarda alan tamamen kullanılamaz hâle bile gelebilir. Yüzyıllar boyunca mimarlık, doğayla uyum içinde olmayı gözetmişti—bugün bu ilke her zamankinden daha kritik.
Bu yüzden çağdaş mimaride iklimsel denge, gölgelendirme, ısı kontrolü ve rüzgâr dayanımı artık süs değil, temel tasarım kriterleridir. Yapılar yalnızca güzel görünmek için değil, mevsimlere direnmek, insanı korumak ve uzun vadede sürdürülebilir kalmak için inşa edilir; iyi mimarlık da tam olarak budur.
Rüzgâr çoğu zaman fark edilmeyen ama en fazla rahatsızlık veren doğal etkendir. Kontrol edilmediğinde: